Ketojenik Diyet Nedir?
Son yıllarda beslenmenin sağlık üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılması, farklı diyet tiplerine olan ilgiyi arttırmıştır. Bu bağlamda, ketojenik diyet özellikle karbonhidrat alımının azaltılmasının sağlık üzerindeki etkileri nedeniyle son derece popüler hale gelmiştir.  Ketojenik diyet nedir? Ketojenik diyet yapılmalı mıdır? Kimler ketojenik diyet yapmalıdır? Ketojenik diyet yaparken dikkat edilmesi gerekenler nelerdir? Ketojenik diyet nasıl hazırlanır? gibi çok sayıda soru danışanlarımızdan gelmektedir. Bu yazımızda ketojenik diyet hakkında bilgi vereceğim.

Ketojenik diyet, ilk kez 1920’lerde Johns Hopkins Tıp Merkezi’nde çalışan araştırmacılar tarafından epilepsi hastalarının tedavisinde kullanılmış ve zaman içinde popülerlik kazanmış bir beslenme modelidir. Temel olarak, ketojenik diyet modelinde, yüksek karbonhidrat içeren gıdalardan alınan glukozun büyük bir kısmının diyetteyken alımının azaltılmasını sağlayarak vücuda açlık durumu metabolizmasını taklit etmeyi amaçlar.

Açlık durumu metabolizmasının, vücut yağ kütlesi, kan glukozu düzeyleri, kolesterol ve iştah kontrol hormonları üzerinde olumlu etkileri olduğu düşünülmektedir. Bu durumun epilepsi hastalarında nöbet sıklığını azaltmada etkili olduğu gözlemlenmiştir. Açlık sırasında kandaki glukoz seviyelerinin düşmesi, keton üretiminin artmasına neden olur ve ketonlar vücudun alternatif bir enerji kaynağı olarak kullanılır. Ketojenik diyet, karbonhidrat kaynaklarının alımını sınırlayarak ketozis durumunu tetikler. Diyetin enerji içeriğinin %90’ının yağlardan ve sadece %10’unun karbonhidrat ve protein birleşiminden sağlanması hedeflenir.

Ketojenik diyet, düşük karbonhidrat ve yüksek yağ içeriği sayesinde glukoz alımını önemli ölçüde azaltır. Bu glukoz eksikliği, daha düşük insülin seviyelerine yol açar ve sonuç olarak daha az yağ depolama ve daha fazla yağ yakımını hedefler. Aynı zamanda bu diyetin yüksek yağ ve yeterli protein içeriği, karbonhidratlara kıyasla daha yavaş sindirildikleri için daha uzun süre tokluk hissi sağlar. Bu nedenle, ketojenik diyet ‘’aç kalmadan kilo verme’’ fikriyle popülerleşmiştir. Karbonhidratların basit veya kompleks olarak sınıflandırılmaksızın "karbonhidratlar zararlıdır" yaklaşımı da ketojenik diyetin yaygınlaşmasına katkıda bulunmuştur ve halk arasında kabul görmesini hızlandırmıştır. Ancak ketojenik diyetin doyurucu olması, günlük enerji alımının azaltılmasına yardımcı olabilir ve mevcut insülin seviyelerini düşürebilir. Bununla birlikte, unutulmaması gereken bir nokta, yağ ve protein kaynaklarının da insülin salgılanmasını etkileyebileceğidir.

Ketojenik diyetin çeşitli hastalıklar üzerinde terapötik etkileri bulunsa da kısa ve uzun vadede bazı yan etkileri vardır. Kısa vadeli yan etkiler arasında gastroözofageal reflü, kabızlık, asidoz, hipoglisemi, dehidratasyon ve uyuşukluk gibi gastrointestinal sorunlar yer alır, ancak bu genellikle geçicidir. Ketojenik diyet, yüksek yağ ve düşük karbonhidrat içeriği nedeniyle her bireyde metabolizmaya bağlı olarak farklı etkiler gösterebilir. Ayrıca, bu diyetin karbonhidrat (tam tahıllar, sebzeler, meyveler ve baklagiller gibi) ve vitamin, mineral ve diyet lifi alımını sınırlaması, beslenme açısından önemli farklılıklar yaratabilir. Düşük karbonhidrat alımı, lif alımındaki azalmaya bağlı olarak bağırsak mikrobiyotasında çeşitli değişikliklere neden olabilirken, yüksek yağ tüketimi LDL kolesterol seviyelerinde artışa yol açabilir. Uzun süreli ketojenik diyet uygulamaları, ürik asit seviyelerini artırabileceği için böbrek taşları riskini artırabilir.

Ketojenik diyet yüksek karbonhidratlı diyetlere göre daha hızlı yağ kaybına ve tokluk hissinin artmasına katkıda bulunarak sağlıklı bireyler arasında popüler bir diyet seçeneği olarak kabul edilmektedir. Ayrıca, uzun vadeli ketojenik diyetin Alzheimer, epilepsi, kanser ve Tip 2 diyabet gibi çeşitli hastalıkların tedavisinde terapötik etkinliği olduğu görülmektedir. Ancak, bu alanda yapılan araştırmalarda ketojenik diyetlerin yağ türleri (doymuş yağlar, çoklu doymamış yağlar, tekli doymamış yağlar vb.) bakımından farklılık gösterebileceği ve bu nedenle sonuçların tutarlı olmadığı belirtilmektedir.
 
Ketojenik diyetlerin özellikle kilo kaybından bağımsız olarak karbonhidrat intoleransını iyileştirdiğine dair çok az kanıt bulunmaktadır. Bu nedenle, bu diyetin bireylerin özel sağlık ihtiyaçlarına nasıl yanıt vereceğini ve uzun vadeli etkilerini anlamak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Herkesin vücut yapısı ve sağlık durumu farklıdır, bu yüzden herhangi bir diyet programının kişiselleştirilmiş bir şekilde ele alınması önemlidir. Beslenme planı oluşturulurken bir beslenme uzmanından destek alınması son derece önem taşımaktadır.

Diyetisyen Merve Uzun